OLMAZSA YENİDEN DENE
Basından
Etkinlikler

Kitabın 2. baskısı çıktı!

1970'li yılların ikinci yarısı boyunca Türkiye'de yaşanan büyük alt üst oluştan en çok etkilenen şehirlerden birisi de Adana olmuştu. Kentin bu yıllardaki abartılı çatışmaya son derece elverişli coğrafi yerleşimini bir de `delikanlılık` davranış kodları tamamladığında 12 Eylül darbesine giden süreçteki küçük çapı çoktan aşmış bir iç savaşın gerekli unsurları tamamlanmış sayilabilirdi. Giderek saflaşan insanlar arasındaki mücadele bölgenin kendi özellikleriyle birleşince ortaya son derece sert bir iklim ve bunun silaha yatkın insanlarının fütursuz savaşı çıktı.

Bu denli ateşli mücadelenin altındaki bir neden de belki avluları bitişik evlerde, herkesin birbirini tanıdığı ve gündelik yaşamın bütün sorunlarını, sevinçlerini, özlemlerini, hüzünlerini paylaştıkları, kentin yabancılaştırıcı niteliğine çok uzak ve akrabalık derecesindeki sıcak ilişkiler yumağının ortasında kozmopolitliği ciddi bir sorun olarak görmeyen kent halkında sanayileşmenin dolayısıyla da sendikalaşmanın gelişmesiyle ortak çıkar duygusunun yer etmesi ve halkın birleşmesi karşısında egemenlerin bu hali parçalama arayışıydı. Ama kentin gündelik yaşamına sinmiş mertlik duygusu, ihbarcılığın kötü, lanetli bir alamet olarak algılanışı, birbirini kollama, zayıf olana destek gibi davranış biçimleri 12 Eylül'e doğru kentin nerdeyse tamamının devrimciler etrafında kenetlenmesinde önemli rol oynadı.

20 yaşına bile basmamış Devrimci Yol saflarındaki bir Adana delikanlısının gözünden bir yazılı tarih anlatımı olarak da görülebilecek kitap ayrıca belki de benzeri olmayan başka bir şeye yataklık ediyor. Erdal Aykaç birincisi 1980 ortasında Adana Cezaevi'nden ikincisi de tekrar yakalanıp gönderildiği Kırşehir Cezaevi'nden 1988 yılında kendi ifadesiyle dünyanın en uzun tünelini kazarak kaçışını bütün detaylarıyla anlatıyor. Bu firarların aslında dışardan görüldüğünün aksine ne denli tesadüflerle iç içe yaşandığını, tünellerin kazılış sürecini, tünel kazım tekniklerini, yaşanan aksilikleri ve nihayet ikinci firarından sonra ülkesini terk etmek zorunda kalmasının hüznünü bütün içtenliğiyle anlatıyor. Bu kısa zaman diliminde mücadele arkadaşlarının hafızalarında hala canlı yer tutan kimi isimleri de bulabilecek ve cezaevi yaşamı, koşulları, idamları istenen genç insanların duygularını, Veysel Güney, Ali Aktaş ve Mustafa Özenç'in idama gidiş süreçlerini, Mustafa Özenç ve Ali Aktaş'ın idam gecelerini ve nihayet bu firarların kimi bilinmeyen detaylarını öğrenme imkanını bulabileceksiniz.

Kişisel tarihini anlatırken Erdal Aykaç kendi penceresinden de olsa belki de `aşağıdan` bir tarih anlatımı denemesi de yapmış oluyor. Sisler ardındaki bir dönemin genç bir militanın gözünden aralanmış perdesi soluksuz bir okuma vaad ediyor. Hüzün, kararlılık, hafıza tazelemesi ve belki de yitirdiği bazı arkadaşlarına bir saygı duruşu...

KİTAPTAN KESİTLER...

... Silah sesleri ve motosiklet sesi birbirine karışıyor. Ben çömelmiş durumdayım. O anda toprakta kurşunun çıkardığı tozu görüyorum. Sonra kendimi yüzüstü yerde buluyorum. Nefes alamıyorum, bu durumun ısırmış olduğum kebap lokmasından kaynaklandığını düşünerek elimle ağzımdaki lokmayı çıkarmaya kalkışıyorum. Ancak kolumu oynatamıyorum. Bacaklarım da sanki yoklar. 'Galiba kafamdan kurşun yedim bu nedenle vücuduma hakim olamıyorum'' diye düşünüyorum. Galiba ölüyorum. 'Bu kadar kısa mı sürecekti'. '...

****************************************

... O da ne kenarda bir tank ve etrafında birçok mavi bereli olarak tanımlanan komando askerler var. Halo'nun elinde silah etrafı askerlerle kuşatılıyor. Hızla oradan uzaklaşmaya çalışırken askerler bizleri farkediyorlar ve ateş etmeye başlıyorlar. Üzerimize kurşunların isabet ettiği ağaç dalları ve yapraklar yağıyor. ...

****************************************

... Gizlilik kurallarına uyulması yaşamsal önem taşıyor. Tünelin gizlilik kurallarına uyulmaması nedeniyle yakalanması bir yana, cezaevi idaresinin tünelden haber alması durumunda tünel çalışmasını sonuna kadar beklemesi de söz konusu olabilir. Bu bekleyiş tünelden çıkan kişilerin öldürülmesiyle de son bulabilir. Yapılacak böyle bir katliamın savunmasını 'Kaçıyorlardı vurduk,'' bakın tünel de var'' diyerek kamuoyunun önemli bir kısmını ikna edecek biçimde yapabilirler. Yani gizlilik çok önemli. ...

****************************************

... Ağaç dallarından küçücük bir sığınak yapıyoruz. Gece burada uyuyoruz. Yine de çok üşüdüğümüz için arada bir kalkıp spor hareketleri yaparak ısınmaya çalışıyoruz. Aşağıda Kiraz Deresi bulunuyor. Geceleri hayvanlar buraya su içmeye geliyorlar. Kurt sürüleri de su gereksinimlerini buradan gideriyorlar. Bu nedenle çok yakınlarımıza kadar gelebiliyorlar. Gözlerinin parıltısını görüyoruz. Gece olunca ortalık kurt ulumalarıyla çınlıyor. ....

****************************************

... Yanımdan gelip geçen polisler zevk için vurarak geçiyorlar. Sadece bana değil orada beklettikleri diğer kişilere de. Bu arada bana hiç yabancı gelmeyen bir ses duymaya başlıyorum. Veysel Güney'in sesi olduğunu farkediyorum. Polisler bu arada kendi aralarında konuşuyorlar: 'Ulan adama yaralıyken her şeyi yaptık hala konuşmuyor. Konuşmasından vazgeçtik çatışmaya girdiğini bile kabul etmiyor'' diyorlar. Veysel'in iniltisini duyuyorum. Belli ki çok acı çekiyor. ...

****************************************

... Hasan adlı erkek tutuklu ne zaman işkenceye götürülecek olsa eşi kadınların konulduğu bölümün mazgalından: 'Hasan sakın bir şey kabul etme. Eğer kabul edersen seni boşarım' diye bağırıyor. Hasan gördüğü bütün işkencelere rağmen hiçbir suçlamayı kabul etmiyor. ...

****************************************

... Bu arada Mustafa Özenç de bizim davada da yargılandığı için onun mahkemeye getirilmesi kararlaştırılıyor. Her zamanki gibi sabah mahkemeye götürülmek için kapıaltı diye adlandırılan cezaevi girisinde bekliyoruz. Üzerimiz aranıp kelepçelerimiz takıldıktan sonra koridordan yerlere sürülen demirlerin çıkardığı sesi duyuyoruz. Sesin geldiği yere baktığımızda Mustafa'yı görüyoruz. Ayağına prangalar takılmış. Prangalar zincirle kollarındaki kelepçelere takılmış. Pranga uygulaması onlarca yıl önce kaldırılmasına rağmen Mustafa için özel olarak uygulanıyor. ...

****************************************

... Albay Osman Çitim kurmay olmayan bir albay. Bunlar kurmay olmadıkları için aldıkları kidem olarak terfi edilen rütbelerden sonra emekli olurlar. Bildiğim kadarıyla bunlara albaylıktan sonra rütbe yoktur. Ancak Osman Çitim özellikle Adana'da yapılan işkenceler, faili mechul cinayetler gibi operasyonların sorumlularından biri olması nedeniyle askeri faşist cunta tarafından ayrıca ödüllendiriliyor. Askeri kural ve gelenekler çiğnenerek kurmay olmamasına rağmen generalliğe yükseltiliyor. ...

****************************************

...
Subay Ali'ye sesleniyor:

-Ali Aktaş hazırlan başka cezaevine sevkin çıktı.

-Yalan söylemenize gerek yok beni asmaya götüreceksiniz.

-Hayır öyle bir şey yok. Sevk için geldik.

-Ben idama hazırım, bırakın arkadaşlarıma vermem gerekenleri verip onlarla vedalaşayım.

Ali bunları söylerken hücrenin kapısının açılıp içeri doluşmaları bir oluyor.
...

****************************************

... Kenan önde ilerliyor ben arkasındayım. Kendisi bana göre daha kısa ve zayıf. Tünelde çalışma deneyimi nedeniylede oldukça hızlı ilerliyor. Hiç bir şey görmüyorum. Işıklandırma önceden imha edildiği için el yordamıyla ilerliyorum. Hani tünelde başka bir yöne gitme şansı yok ama karanlıkta ilerlemek yine de kolay olmuyor. Tünel oldukça dar ve havasız. Nefes almakta zorluk çekiyorum. Oldukça uzun bir tünel. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi uzadıkça uzuyor. Bir ara kayanın bulunduğu bir yerde sıkışıyorum. Ne ileri doğru ne de geriye doğru kımıldayamıyorum. Telaşlandıkça durum daha da zorlaşıyor. ...

 

www.olmazsa-yeniden-dene.com
İletişim: info@olmazsa-yeniden-dene.com